İlhan Uçkan: "İlişkinizi şansa bırakmayın!"

 

İlhan Uçkan: "İlişkinizi şansa bırakmayın!"



Aşk nedir? Oyunlarla mı beslenir? Evlendikten sonra ne değişir? Kadın ve erkek arkadaş olabilir mi? Aldatan neden aldatır? Facebook zaaflarımızı ortaya mı seriyor?

Türkiye'nin ilk ‘ilişki danışmanlık şirketini’ kuran İlhan Uçkan aslında bir ressam. Önce yazmaya başladı, sonra da bol bol konuşulmaya... Beğenildiği kadar eleştirildi ama her zaman da soruldu fikri:

Yudum ŞAŞMAZ

İlişkiler hakkında yazmaya nasıl başladınız?
İlişkiler hakkında ilk yazımı Emre Aköz Esquire dergisini yönetirken yazmıştım. Akademide okuyordum ve şizoid yazılar yazıyordum. Bir arkadaşım bu yazılarımı Hülya Vatansever’e gösteriyor, o da Emre Aköz’e bahsediyor... O sıralarda İstanbul Sanat Merkezi’nde atölyem vardı. Emre atölyeme geldi ve Esquire’a yazarmıyım diye sordu. Ressamdım ve yeni bir alana geçiyordum. İlk yazımı yazdım, başlığı ‘Kadınlar, oyunlar, taktikler, maktikler...’ Yazımı fakslamak için, sonradan Post-Express olarak yayın hayatına devam eden Express dergisinde çizen bir arkadaşımın yanına gittim ve derginin yönetmeni Yücel, ‘O yazıyı Express’de yayınlayalım, sen Esquire’a yeni bir yazı yaz’ dedi. Esquire’a yeni yazı yazmadım. Express’de yazmaya devam ettim... Sonra da bir çok dergide yazmaya başladım. Yıllar sonra Mansur dergiyi yönetirken Esquire’a ‘oyunbozan’ diye bir köşe yazdım... Daha sonra Milliyet’te tam da bu konuya odaklanmış bir köşem olduğunda yazılarımdaki sistematik oturdu. Elbette ‘Kadınları Kullanma Kılavuzu’ ve ‘Erkekleri Kullanma Kılavuzu’ başta olmak üzere konuyla ilgili kitaplarımı da saymak gerek.

 

Resim yaparken optik oyunlar hep ilgilendiğim bir alandı, algı oyunları... Oyun teorisi... Farklı değildi aslında. İlişkilerde de algıyı yönetmek üzerine yazdım her zaman. Aslında ‘oyun teorisi’ni ilişkiler boyutunda değerlendirdim.

İlişki uzmanı ne demek ve ilişki terapisti ile arasındaki fark nedir?
İlişki danışmanlığı yaptığını söyleyenler ne yapıyor bilemem ama ben bana gelen kişilerin ilişkilerinde atamadıkları adımları nasıl atacaklarını gösteriyorum. Onlara stratejiler öneriyorum. Gerekirse hukukçulardan, psikiyatrlardan, NLP uzmanlarından, psikologlardan yardım almaları için onları yönlendiriyorum. İlişki danışmanlığı disiplinlerarası bir iş. İlişki terapisti ile aramdaki fark çok büyük. Neredeyse elma ve kuş kadar farklıyız. Aynı türden değiliz. Terapistin görevi kişilerin kendisine odaklı. Ben ise tüm kuşatanları gözetmek durumundayım.

Türkiye’nin ilk ‘ilişki danışmanlık şirketini’ kurdunuz. İlişkilerinde sorun yaşayanlar neden sizi tercih etmeli?
Buna şöyle cevap vermem belki daha doğru olacak; gelenler genelde referansla geliyor. Ya bir arkadaşından ya da bir akrabasından alıyor benimle ilgili bilgiyi. Tercih edenlerin kurduğu ortak cümleler var; ‘Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim’, ‘Her şey aynen söylediğiniz gibi ve söylediğiniz sırayla oldu, ben de hep olacaklara hazırlıklıydım ve kaybetmekten korkmadan içimden geçenleri söyleyebildim’, ‘Bir ilişkinin bu kadar eğlenceli olacağını düşünmemiştim’, ‘Kendime güvenim arttı’, ‘Asla birlikte olamayız diye düşünüyordum’, ‘Bu kadar zaman sonra bir mesajla beni aramasına inanamıyorum’...

Doğru zamanda doğru hareket. Aslında tüm bunlar ‘oyun teorisi’nin yararları...  Oyun teorisi oyunun tarafları arasındaki ilişkinin analizi üzerine kuruludur ve buradan oyunun sonucuna ilerler. Pratik bir yaklaşımdır. Bazen tek bir cümleyle her şeyi çözmek mümkün...

Danışanlarınızdan en sık duyduğunuz problem nedir?
Uzun yıllardır birlikte oldukları kişiden hala evlenme teklifi alamamış olmaları ilk aklıma gelen problem... Ya da eşi aldatan bir kadın, belki de nasıl bir ilişki başlatacağını bilmeyen bir kız ya da erkek... Sanırım en çok rastladığım konular bunlar...

Taktikler, hileler, oyunlar… Önerileriniz hep bu yönde gelişiyor. Romantik ilişkilerde oyun oynamayan insan kaybetmeye mahkum mudur?
Bence aşk oyunlarını bilmeyen herkesin fazlasıyla şansa ihtiyacı vardır. O da şans oyunu olur. Hayatınızı bir zar atımına bağlamak ister miydiniz? O yüzden her zaman ‘İlişkinizi şansa bırakmayın!’ diyorum. Oyunların en büyük yararı karşınızdakini anlamanıza yardım etmeleri. Aynı zamanda kendi duygularınızı ve davranışlarınızı da farkında olarak yaşıyorsunuz. Aşk bir tesadüf değildir. Öyle olduğunu düşünmek, deprem zamanı ‘Deprem Dede’mizin en seksi erkek seçilmesi kadar absürt aslında. Zaman, mekan, modamedya, kriz, afetler, gündem ve algı yönetimi... Bunların hepsi ilişki oyununda rol oynuyor...

Ve bütün bunlar bir yana, bir ilişkinin güzel devam etmesi ayaklarınızın yere basmasıyla çokça ilgili. Karşınızdakine bakarken kendi pencerenizden bakarsınız. Pencereniz bilginizle sınırlıdır. Bir iş yapmak, kariyer sahibi olmak için bilgiye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz ama ilişkiyi kimse o romantik ve acılı buculu, ‘ah canıım’, ‘yazıık’, ‘zavallım çok aşık’, ‘aşk acısı çekiyor, onu rahat bırakın’ türü işe yaramaz anlayış cümlelerinden ya da kıvırcık sıradan aşk cümlelerini alt alta sıralamaktan fazla anlamaya çalışmıyor. Ya da ‘seni seviyorum’ derken ne demek istediklerini dahi bilmiyorlar bazen. ‘Okullara cinsellik dersi girsin’ deniyor ama evlilikler bu derece boşanmaya ivme yaparken kimse ilişkileri öğrenmenin önemini fark edemiyor. Taktikler, stratejiler, hileler, oyunlar her zaman bilgiye ihtiyaç duyduğunuz konular. Bu bilgi de sadece kendinizle ilgili olamaz, karşınızdakini olabildiğince doğru tanımlamanızla mümkün. Karşınızdakini doğru tanımak ve tanımlamak için sosyal değerlendirme yapabilecek durumda mısınız? Ya da yaptığı iş, oturduğu semt, üzerine geçirdiği markalar yeterli mi? Bütün o kendisini sarıp sarmaladığı şeyler bir şeye tepki mi, özenti mi, yoksa korkularını saklama, sıradan olma ve aslında kaybolma arzusu mu? Üstelik eğer bilginizi artırırsanız o ‘romantik aşk’ın tanımlanmış ve ekonomiye hizmet eden bir şablondan ayrılamaz olduğunu da görmeniz çok kolay. Sevgililer Günü, doğum günleri, evlilik yıldönümü, tanışma günü... Bir sürü zırt pırt aptal şablondan ibaret... Bu mudur oyunsuz ve hilesiz ilişki? Bunlar sadece ekonominin ‘cinsiyet ekonomisi’ dilimi. Ki, öyle küçük bir dilimden bahsetmiyorum. ‘Cinsiyet ekonomisi’ üzerine bir TV programı yapmak hazırlığındayım... Fazlasıyla eğleneceğimize eminim... En azından düştüğümüz romantik tuzakların hiç de romantik olmadığına ve bilgiden uzaklaştıkça nasıl da ezbere ve bize ait olmayan duygulara doğru itildiğimizi görmek oldukça ironik olacak... Örneğin aldatma ekonomisi, evlilik ekonomisi, sevgili olmanın artı ve eksileri... İlişkiler ekonominin en sevdiği pasta dilimi... Çok lezzetli. Romantik ilişki ekonomisi de azımsanacak bir payda değil doğrusu. Benim işimin en önemli dayanağı, oyunlar önerirken aslında oyunun tuzağına düşmemekten beslenen bir çalışma modeli... 

Sizce aşk nedir? Ve oyunlar dışında ne ile beslenir, büyür?
Aşk bir iç savaştır. Kendi puzzle’ınızı tamamlamak zorunda olduğunuz anlarda karşınıza çıkar. Kendinizde eksik olduğunu düşündüğünüz parçayı birine yansıtır ya da şans eseri zaten öyle birine denk geldiyseniz onu kendinize katmaya çalışırsınız. Son derece zorlayıcı bir gelişme süreci. Ben her zaman ‘neşeli bilgi’den yana oldum. Eğlenerek öğrenmek de diyebiliriz, ya da öğrendiğiniz şeyden keyif almak, daha fazla öğrenmeye heves etmek... Aşkı büyüten şeylerin en başında onay alma arzusu geliyor. Kendi puzzle’ınızı tamamlamanız için sizi teşvik eden kişiden onay almanız en önemli hedef. Sonra aldığınız onayı kaybetmekten korkuyorsunuz. O kişiye bağımlı oluyorsunuz. Yani kaybetme korkusu aşkı artıran ikinci faktör. Rekabet ve gıpta etmek geliyor hemen aynı anda. Boynuz kulağı illa geçmeli. Rekabet duygusunu yönetmeyi bilmeyen kişilerin ilişkisinin bitmesi an meselesi. Eğer tahterevalli etkisini ilişkinize oturtabilirseniz hayatınız boyunca aynı kişiye tekrar ve tekrar aşık olabilirsiniz ve elbette o da size...

Evlendikten sonra bir ilişkide neler değişir?
Evlilikle birlikte maalesef ilişkilerde bir sürü şey değişiyor. Bunun en önemli sebebi de yanlış öğrenilmiş bilgiler. Evlendiğimiz kişiye aynı eskiyince yenisini alacağımız, kullanma kılavuzuna bakmayacak kadar deneme yanılma yöntemine başvurduğumuz bir alet ya da makine almış gibi davranıyoruz. Mesela çamaşır makinesi gibi. Çamaşırları yıka ama bakımını yapma, içini temizleme, hırpala... Bir erkekle evleniyorsak işlevi ailesine geçim sağlamak odaklı, bir kadınla evleniyorsak çocuk doğrusun, yemek yapsın... Kimse alırken gösterdiği itinayı ve isteği o kişiyle yaşadığı hayatta göstermiyor, garanti şartlarına uyacağına ‘evet’ dediğini unutuyor. Erkekler ‘dikili bir ağacım olsun’ der gibi soy sop kökü salıyor, kadınlar da soy sopu, öldür Allah kopmaz bir bağın garantisi gibi kabul ediyorlar... Oysa ‘hayat arkadaşı’ diye bir söz var ve bu kimsenin aklına gelmiyor... Hatta en sevdiğim sözlerden biri ‘hayat müşterektir’, böyle derdi annem, bu müşterekliği bir çıkar müşterekliği gibi algılamak düşülecek en büyük tuzaklardan biri. Evlilik aslında hukuki bir anlaşmadır ve iki aile arasındaki mal paylaşımının hukuki düzenlenmesi sonucunda doğmuştur, bunu unutmamak lazım. Ama biz bunu duygularımızı katarak son derece güzel bir hayatı ve yaşamımızı birlikte paylaşma modeline çevirmeliyiz. Yoksa hepimiz yalnız ölüyoruz.

Eski bir ilişkinin küllerinden tekrar doğması mümkün mü? Yani yürüseydi zaten ayrılık yaşanmazdı diye mi düşünülmeli, yoksa bir şans daha tanınabilinir mi?
Son zamanlarda en çok ilgimi çeken konu zamanlamalar. Mesela ‘Asla bir daha seni görmek istemiyorum’ diyen birinin bu sözünü söylememiş gibi başka duygularla gelme süresini hesaplamak çok kolay. Birkaç basit detay size bunun sonucunu verecektir. Söylediği yer, zaman, sizin hangi cümlenizden sonra söylediği, ve söylerken hareketleri, ses tonu... Ve elbette sizin onun bu sözüne karşı ne söylediğiniz... ‘Lütfen beni affet’ derseniz süre uzar. ‘Bir daha asla sesimi duyamayacaksın!’ derseniz süreyi en az yüzde elli kısaltırsınız. Zira gerçekten sizi görmeyecek mi diye merak düşer içine ve kendi terk ediyorken terk edilmiş hissi yerleşiverir. Sırf bu konu üzerine bir kitabım var ‘Terk Etme Oyunları Kılavuzu’ adında. Velhasıl, bitmiş bir ilişkinin neden bittiği, aslında bitti mi yoksa blöf mü yapıyor, biterken kavga edildi mi, bahaneler bulundu mu... En önemlisi de bitmiş ilişkisini yeniden canlandırmak isteyen kişinin bu isteğinin nedeni hakkında bilgisi var mı? Bitmiş ilişkilerin çok azının geri dönüşü olmadığını düşünüyorum. Eğer terk edilen kişi o ilişkiyi canlandırdığında ezilmeyecekse yardım ediyorum ancak.

Uzak mesafeli ilişkiler hakkında ne diyeceksiniz?
Paranoyası bol ilişki türü diye düşünüyorum. İp üstünde iki cambaz gibi. İlişki tek boyutlu bir şey değil ki. Hadi telefonla konuşuyorsunuz diyelim, ya da kamera kullanıyorsunuz... Çok sıkıcı. Bir süre sonra konuşma süreleri kısalacak ve taraflardan biri diğerinin üzerinde baskı yaratacak. Sonra? Çok uzun yıllar yürütenleri de biliyorum. Hele şimdi internet ilişkiler için yeni bir alan yarattı. Sınırlarınız yok artık. Kendi çevreniz olması hiç gerekmiyor, başka ülkelerden insanlarla tanışmanız Facebook ya da internet oyunları sayesinde oldukça kolay, bilmediğiniz dillerdeGoogle Translate kullanarak gayet iyi iletişim kurabiliyorsunuz. Hatta bu konuda bir projem vardı, üç kız arkadaşım bana yardımcı oldu. Şimdi bu proje romana dönüştü. Neredeyse son kısım bitti bitecek. İnternetten hiç bilmedikleri dillerde konuşan ve gitmedikleri ülkelerde yaşayan üç erkek arkadaş bulundu. Bize en uygun gelenin üzerine gittik ve en kısa zamanda nasıl o kişi aşık edilir diye bir çalışmaya dönüştürdük. Aramızda sürekli olarak durum değerlendirmeleri yaptık. Ne zaman kavga çıkarmamız gerekiyor, kavganın içeriği ne olmalı, bir araya gelme konusunda bir engel yaratılmalı... Tam bir internet ve aşk kılavuzu... Kızlardan biri gerçekten aşık oldu. Erkek de aşık oldu. Ama... Sonunu söyleyemem...  

Kadınların birbirleri ile güçlü arkadaşlık ilişkileri kurabileceğine inanıyor musunuz?
İnanıyorum. Çok zor olduğunu biliyorum. Kadınlar bukalemun gibiler. Ne zaman size dönüşmeye kalkacaklar ya da ne zaman siz ona dönüşmeye yelteneceksiniz, an meselesi... Ama bu egosantrik yaklaşımdan uzak olanlar da var. Yani münferit durumlar diyorum ben sorunlu olanlara. Zira çok iyi olduğum ve sonuna kadar yanımda olacağını bildiğim ve yanında olacağımdan emin olan kız arkadaşlarım var. Arkadaşlık kavramını gerçek anlamda aldığımızda zaten az sayıda olması da normal.

Peki bir kadınla bir erkeğin sadece arkadaş olabileceğine?
Çok zor bir soru aslında bu... Pek inanmıyorum sanırım. Yani bir kadın o erkeği asla sevgili kategorisine koymazsa arkadaş olabilir ama bir anda her duygusu da değişebilir. Ya da erkekler fazla etkilenmedikleri ya da duygularını söylemeye cesaret edemedikleri kadınlarla arkadaş olurlar. Fazla kaygan bir arkadaşlık zemini. Ama iki taraf da düşecekleri zaafların farkında olur ve dürüstçe konuşabilirse neden olmasın. Yalnız sonra araya bir erkek arkadaş ya da kız arkadaş gireceği için yeniden sorunlar başlayacak. Ben eşimin bir kız arkadaşı olmasına nasıl tahammül edebilirim ki? En basit cevap bu işte.

Bir erkekle bir kadın arasındaki en büyük fark nedir?
Ritim farkı. Kadının ritmi 28 günlük bir ritim ve etkileri inanılmaz derecede bir çok alana yayılmış durumda. Erkeğin ritmi değil, hedefleri var.

Her erkek aldatır mı gerçekten? Ve aldatan bir insan kendisini tatmin etmeyen ilişkisini sürdürmeyi neden ister?
Her erkek demek bana yanlış geliyor... Her insan aldatabilir demek lazım. Ama asla aldatmayan erkek ve kadınlar da var. İçinde bulunduğunuz sosyal çevreye, korkularınıza, beklentilerinize göre değişen bir durum. Ama tüm bunlar sizde varsa da yine de aramadan karşınıza çıkıverebilir. Aldatmanın sebebinin, tatmin etmeyen bir ilişki olduğunu düşünmüyorum. O kadar basit olsaydı zaten kimse hali hazırdaki ilişkisini sürdürmeye çalışmazdı hiç. Hemen ayrılır ve yoluna yeni biriyle devam ederdi. Aldatmanın sebepleri arasında en ilginci, bazen o devam eden ilişkinizdeki ‘sorun’ dediğiniz şeylerin aslında bir anlamda kendi seçiminiz olduğunu onaylamak bence. Ya da yenilenme... Özellikle ölüm korkusunun aldatmalarda önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Karşımıza çıkan ve bizi etkileyen insanlar büyük ölçüde bizim yaşamak istediğimiz hayatı simgeliyorlar. Hele ki insan ‘Ben istediğim gibi bir hayat yaşadım mı?’ sorusunu kendine sormaya başladığı anda kapı sonuna kadar açılıveriyor. Bu soruyu da sadece erkekler sormuyor elbette kendine. Hatta daha fazla kadınların sorduğu türden bir soru olması da bence düşündürücü... 

‘ Facebook ruhunuzun aynası olmasın’ diyorsunuz ama örnekleriniz genellikle ilişki ardından mesaj kaygısı taşıyan kadınlar üzerine.Peki hali hazırda yaşanıyorken facebook paylaşımlarının (görsel ya da sözel) ne gibi etkileri oluyor ilişkilere?
Hayır, öyle değil aslında... Facebook veya diğer sosyal ağlardaki sorun, insanların mahremiyet kaygılarını çok çabuk bir tarafa bırakabilmeleri. Sanki sanal sosyalleşme sosyal tehlikelerden onları koruyor gibi geliyor onlara. Ama durum öyle değil. Fazlasıyla duygularını açık ediyorlar, zaaflarını ellerinde olmadan ortaya seriveriyorlar, üstelik de nefes alamadan yapıyorlar bunları. Mesela; kalan değil, gidendir kaybeden’ türü öyle basit ilkokul kompozisyonu türü bir yaklaşım var ki... Kamyon arkası yazıları gibi... Hani işve, hani naz, hani kapris? ‘Sevgi, saygı ve güven’ sözleri bana üç maymun gibi gelir her zaman. İşve, naz ve kapris de yuvayı yapacak dişi kuşun olmazsa olmazları. Bir kızın yeni bir sevgilisi olduğunu artan fotoğraf albümlerinden anlayıveriyorsunuz. İlişki durumunu göstermek kadar saçma bir şey bence. Kime ne? Olmayan bir romantizm, gereksiz bir drama, ya da trajedi hissiyle yazılan vıcık vıcık paylaşımlar... Hele o ilişki bittiğinde durum daha da içler acısı... Erkekler arabesk dinleyip kendini alkolle boğacakmış ya da hemen yeni sevgili bulmuş gibi yaparlarken, kızlar da ‘Yalnızım’ içerikli ya da ‘özledim’ içerikli şarkılar ve ‘özlü sözler’ arasında boğuveriyorlar daha bitmemiş ilişkilerini. Facebook hayatımızın çok ciddi bir sosyal mekanı haline geldi. Etkilerini tam ölçebildiğimizi sanmıyorum. Özellikle romanımı yazarken bir sürü profile baktım, sayısız fotoğraf albümü, insanların hayatlarını sergileme biçimleri, insanların aradıkları şeye göre farkında ya da farkında olmadan düzenledikleri profilleri, kızların deniz kenarı fotoğrafları, bilgilerini yazma biçimleri... Evli erkek ya da evli kadın profilleri. Macera arayan kadınlar, o kadınları memnun etmek için düzenlenmiş erkek profilleri, şantaj yapmaya çalışanlar için güvenlik birimleri... İnanılmaz bir sosyal laboratuvar. Hedefte sadece sevgiliniz yok ki, orada sayısız insan var. Ve yazdıklarınız silinmiyor. İnternetin hafızasında kalıyor. Facebook kullananların nasıl olup da ailelerini ifşa ettiklerine akıl sır erdiremiyorum. Dayısının adını soyadını yazmak kadar saçma bir bilgi paylaşılamaz. Anne kızlık soyadını bangır bangır ilan etmek bu. İnsan kendini ve ilişkisini düşününce aslında oranın vitrin olduğunu unutmamalı. Pazar tezgahına döndürmemek lazım. Ne çok özlü söz bilen varmış meğer. Ya da her özlü olduğunu düşündüğü sözü doğru kabul etmeye gönüllü ne çok koyun varmış.  

Kadın cinayetleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öylesine zor bir konu ki... Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Mesele cinayet anı olsa... Uzun bir süreçten bahsediyoruz. Bir kız arkadaşım bana ses kaydını bıraktı, böyle bir şey başına gelirse ardında delil olsun diye. Tüylerim diken diken oluyor dinledikçe. Eşinden şiddet gören kadınlarla ilgili uzun zaman araştırmalar yaptım. Tam bir patoloji. Sığınma evine gidiyorlar, sonra eşlerine dönüyorlar, polise gidiyorlar, şikayetlerinden vazgeçiyorlar... Ekonomik nedenler, aile baskısı filan demek sadece bütünün küçük bir dilimi. Böyle bir durumda eliniz kolunuz hep bağlı kalıyor. O kadın size eşini sevdiğini söylüyor ve onsuz olamam diyor. Sürecin uzun olması demek işte bu. Zira neden onu hala sevdiği konusu çok uzun bir geçmişle bağlantılı. Yaşanmış kendi hayatı, ailesinin yaşadıkları, onlardan öğrendikleri, kendi çocuklarına aktardığı... Ne yapacaksınız? Eşinden korkan ve tehlikenin farkında olan her kadını psikiyatra gitmeye mi zorlayacaksınız? Böyle bir zorunluluk olmasını çok istedim doğrusu. Ya da ilk şikayette o erkeği mi terapiye gitmeye zorlayacaksınız? Tanıdığım bir erkek sırf karısının kendisini aldattığı dedikodusu yüzünden karısını, kayınvalidesini ve kayınpederini kurşun yağmuruna tuttu. Hapiste. Kayınpeder öldü, eş tekerlekli sandalyede hayatını sürdürüyor. Üstelik kızları da adamın annesinde... Darmadağın bir hayat. Namus, başın önde gezme, türünde itelemelerle yaratılan bir trajedi. Bunu iteleyenler şimdi kendi hayatlarını yaşıyor. Hangisine neyi anlatacaksınız? Nasıl öğreteceksiniz? Ya da ne zaman öğretmeye başlayacaksınız algının ne çabuk sapabildiğini. Ya da o algının size ait olmadığını. Ya da bir cinnet anının geliyorum demesiniz ne zaman tedavi altına alacaksınız? Belirtilerini çevresindekilere de öğretmek gerekmez mi? Genel bir bilgilenme. Okullarda hayata gerçekten hazırlanıyor muyuz diye sormak lazım...

 

 

Toplam Yorum: ...
  • 2017-12-24 10:39:06 +0200
    Amoxicillin Contradictions Cialis Terapia http://costofcial.com - cialis online Opiniones Cialis Generico Propecia Sale Fda Kamagra Criticas Canadian Pharmacy 1 Applicazione Levitra <a href=http://costofcial.com>cialis</a> Viagra Professional Online Uk Comprare Cialis Con Contrassegno Overseas Pharmacies http://costofcial.com - cialis Prednisone Over The Counter Walgreens
captcha
Resimde gördüğünüz harfleri yukarıdaki alana giriniz